Fulya Çiçeğinin Hikayesi Nedir

Fulya çiçeği hakkında bilgi edinmek isteyenler bugün paylaşacağımız hikayeyle büyülenecek, çiçekler ve anlamı hakkında kendisini sürekli yenilemek isteyecek.

Uzak diyarlarda, dağın zirvelerinde yaşayan fulya çiçeği, baharla birlikte canlanırmış.

Güneşin kendini iyice hissettirmesiyle tomurcuklanan çiçek, tüm yaz boyunca rengarenk görüntüsüyle herkesin dikkatini çekmesini başarırmış.

En yakın arkadaşı Nergis çiçeği ile birlikte tüm tabiatı neşeyle ve güzellikle donatırlarmış.

Fulya, her şeyini Nergis ile paylaşmayı çok istermiş.

Nergis de en az Fulya kadar güzel olsa da Fulya gibi saf ve duru değilmiş.

Nergis, oldukça kurnaz ve cilveliymiş.

Her ne kadar Fulya’yı sevse de herkesin Fulya’ya karşı duyduğu ilgiden de rahatsız olurmuş.

Aynı ilginin ve sevginin kendisine de gösterilmesini istermiş.

Fulya tüm çiçeklerle ilgilenir, hepsinin yardımına koşarmış.

Bu durum ise Nergis’e çok garip gelirmiş.

Dağların ötesinde bulunan ovalarda da bahar rüzgarı yaşarmış.

Ovada bulunan çiçeklere gezip gördüğü yerleri anlatırmış.

Çiçekleri kendine hayran bırakıp, onlar farkına bile varmadan çiçek tozlarını alıp biriktirirmiş.

Amacı ise bu çiçek tozlarının birleşiminden bambaşka güzellikte bir çiçek oluşturmakmış.

Bahar rüzgarı, çiçek tozu almak için yine vadide gezerken yukarılardan gelen bir koku dikkatini çekmiş.

Kokunun geldiği yere doğru gitmiş ve sonunda o güzel kokunun kaynağını görmüş.

Başlamış onu setretmeye…

Başına geleceklerden habersiz olan Fulya ise arkadaşlarıyla şakalaşıp eğleniyormuş.

Rüzgar, Fulya’nın etrafında esmeye başlamış.

Fulya, yapraklarını okşayan bu bahar rüzgarından çok hoşlanmış ve onu dinlemeye koyulmuş.

Rüzgar, Fulya’nın çiçek tozlarını almak için önce güvenini kazanması gerektiğini düşünmüş.

Fulya da yeni arkadaşını çok sevmiş.

Onun anlattığı değişik hikayeler ve onunla geçirdiği vakitlerden çok hoşlanıyormuş.

Bu sırada diğer arkadaşlarını ihmal etmeye başlamış.

Zaman içerisinde bu arkadaşlık rüzgarın da hoşuna gitmeye başlamış.

Çiçek tozlarını aldığında Fulya ile olan arkadaşlığının biteceğini bildiğinden sürekli erteliyormuş.

Bu arada dağda bulunan başka çiçeklerle de konuşup onların tozlarını topluyormuş.

Bu arada Fulya, rüzgarın anlattıklarını Nergis’le paylaşıyormuş.

Nergis de rüzgarı merak etmeye başlamış.

Bir gün Fulya, rüzgarın çiçeklerin tozlarını aldığını görmüş ve çok üzülmüş.

Ancak bu tozları saklamasına bir anlam verememiş.

Çiçekler için hayati önem taşıyan tozların toprağa düşmesi sonucu bir daha ki bahar tekrar hayat bulabiliyorlarmış.

Bu arada Nergis’le de tanışan rüzgar, onun gibi akıllı olan bir çiçeği bile etkilemeyi başarmış ve tozlarını aldığından haberi bile olmamış.

Tüm bu olup bitenleri üzüntüyle izlemiş Fulya.

Sonrasında evine dönüp kapılarını kapatmış.

Olanlardan habersiz bir şekilde rüzgar gelmiş.

Fulya’nın kapısını açmamasına ve cevap vermemesine anlam veremeyen rüzgar ısrar edince Fulya gördüklerini rüzgara anlatmış.

Rüzgar da güzel bir çiçek oluşturmak istediğini söylese de Fulya rüzgarı dinlememiş bile.

Rüzgar Fulya’nın çiçek tozlarının eksikliğini kabullenerek, tozları toprağa serpip yeni bir çiçek oluşturmaya karar vermiş.

Ancak kutuyu açtığında tüm tozların küflendiğini görmüş.

O gün anlamış her çiçeğin kendine ait doğal ortamında, sadece ait olduğu çiçek olarak yaşayabileceğini anlamış ama bunun için çok geç kalmış.

Rüzgar, Fulya’nın da yokluğu sebebiyle avare avare esip duruyormuş.

Fulya ise arkadaşlarının bir daha ki bahara olmayacaklarını düşündükçe üzüntüsü daha da artıyormuş.

En sevdiği arkadaşı Nergis bile rüzgara kapılanlardan olmuş.

Bu durum Fulya’nın sararıp solmasına ve boynunun bükülmesine neden olmuş.

Durumdan haberdar olan Doğa anne, biricik yavrusunun gözünün önünde yok olmasına dayanamamış ve ona bir an önce uyuması gerektiğini söylemiş.

Yorgun olan Fulya, bahar mevsiminde olmasına rağmen hemen Doğa annesinin kucağında uykuya dalmış.

Günler, aylar geçmiş.

Sonbahar ve yazı uykuda geçiren Fulya, kulağına gelen Doğa annesinin güzel sesiyle uyandığında etrafın göz kamaştıran beyazlığıyla karşılaşmış.

Bu sırada Fulya’yı gören Karlar Prensi de kalbini delip yeryüzüne çıkan bu güzel çiçeği şaşkınlıkla ve hayranlıkla seyrediyormuş.

Hayatı boyunca hiç çiçek görmeyen Karlar Prensi şaşkınmış.

Çünkü tüm doğa kış boyunca uykuya dalarmış.

Fulya da doğaya verdiği güzellik katan ve kendisinin huzurla uyumasına yardımcı olan karlar prensine gülümsemiş.

O günden sonra Fulya, tüm zarafetiyle sadece Karlar Prensi'ne dönmüş ki sadece onu görebilsin.

Yüreğinin sadece onu duymasını istemiş.

Dağ fulyasının adı da o günden sonra Kardelen olmuş.

Karları delerek yeryüzüne çıkabilen tek çiçek; kardelen.

Karlar Prensinin nadide tek çiçeği…

Karlar Prensi ve Kardelen beklenmedik bu kavuşmadan sonra sonsuza kadar hiç ayrılmadan çok mutlu bir hayat yaşamışlar.

Fulya çiçeği hikayesi de böylece bitivermiş.

CEVAP VER